4 Haziran 2016 Cumartesi

Biz

Biz ölümün ve yıkımın çocuklarıyız.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Birilerine

Ölümün beş ismi;
Ben, sen ve kahrolasıca sessizlik.
Karanlıkta dolaşıyor iki kişi
Adını haykırıyor.
Sessiz adımlarla merdivenlerini çıkıyor
Ömrümün yarısına,
Bir yarısı doğduğum beşikte.
El değmemiş gamzelerim de 
Dudağının ateşi.
Cehennem yangını içim,
Ben garip, dünya lanet.
Kuşku götürmez bir ufukla
Yarınlar çaresiz.

22 Mayıs 2016 Pazar

Bağlılık değil ama bırakamıyorum

Hayır anlamıyorum. Anlamamakta da ısrar ediyorum. Bildiğin sapıklık derecesinde bir inat bu. beynimin her bir hücresi fotoğrafında asılı duruyor sanki. Ne yapayım? sterilize edilmiş bir ilişki bana göre değil. İlla bir bakış mermi gibi beynimi dağıtması lazım. Gölgesinde süzülmem lazım. Kor alevi gibi yanması gerek içimin, derin, yavaş ve tatlı bir ızdırapla. Mazoşist değilim ama küf tutmuş, sıradanlaşmış, bayağılaşmış, tekdüze bir ilişki ancak ruhumu köreltir.

17 Mayıs 2016 Salı

Kronik Güvensizlik

Kronik güvensizlik,
Buydu aradığım kelime.
Dolambaçlı zihnimin cümle çöplüğünde bir türlü bulamadığım şey.
Düşman başı gibi ne huzur verici nede mutluluk.
Herkesin karmaşasını gizleme sebebi tam olarak bu.
Biraz kıyısında dolaşınca bir yüreğin karşınıza çıkıyor hemen bu kelime.
Anlamlandıramıyor ama hissediyorsunuz.
Sevgi denen o en güçlü hissi bile avlıyor acımadan.
Zamanın beyhudeliğinde yok olsun diye bir uğraşıya dönüşüyor Yakınlaşmalar, sohbetler, iltifatlar ve onca onca uğraşı.
Yıkılmışların içerisine biri daha taşınır bu sayede.
Bir bulaşıcı hastalık gibi; anılarla o zihinden bu zihne taşınır.
İşte size 21.yy En büyük hastalığı.

13 Mayıs 2016 Cuma

sen

Ne çok istiyor insan ulaşılmazı, tutamadığı sıcaklığı, öpemediği dudağı ne çok arzuluyor. Yanımda durunca sanki eski çağlardan bir tanrıça, bir  büyü, rüyalardan kopmuş gelmiş tatlı bir ses oluveriyor. Yüz hatlarını ezberliyor gözlerim, her bir hareketini adım adım.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Ağıt

Ölüm, diğer her şey gibi çok sıradan aslında. Monoton, gri,anlamsız. Doğumla aynı varlıksal diyalektiği paylaşıyor, çölde ki kum gibi. En çok istemediğim yerde barınıyor yürek gibi. Sonra oturup düşünüyorum neydi bunu o kadar acı yapan. Ağıtlar üşüşüyor aklıma. Bir deli saçması bedenim parçalıyor. kelimeler yetmez ki acının büyüklüğünü anlatmaya, O bağrışlar, yakarmalar. En taş yüreği bile eriten o ses. Belki budur diyorum; ağıt. başka, hangi bir şey bu içte patlayan atom bombasını açıklayabilir ki?

29 Nisan 2016 Cuma

Ben ona tutsak

Nereden bileyim, uyku arası sızmış dileklerime
Kahrolasıca bir azap gibi yudum yudum içmişim.
Bir deli gömleği, giyinmişim yalnızlık ortasında,
Düşmeyen yıldırımın gürültüsü, bir hezeyan gibi
Duruyor öyle zihnimde.
Anı desen değil, dipdiri, eti ile kemiği ile
Bir can, bir sevgi goncası.
Ben filizin de toprak
O göğe ben ona tutsak.

28 Nisan 2016 Perşembe

Keşke

İnsanın dilinde tekrarı kaldıran belki bu 2 kelimedir sadece:" başka zaman ve başka yer."
Bazen, bir anlığına yaşamın içinden öyle karakterler diriliyor ki; insan keşkeleri sıralamaktan öteye gidemiyor. Keşke diyor; senle başka bir zamanda ve başka bir yerde görülseydik yan yana.
Kaderin ve tercihlerin satranç tahtasında oyuna daldıkları bir anda sohbet etseydik uzun uzun.
Bir çift gönlün sabah selasını dinleyip güneş ışığının raksını izleseydik.
Keşke diyebiliyor insan işte sessiz bağırışlarının içinden