22 Mayıs 2016 Pazar

Bağlılık değil ama bırakamıyorum

Hayır anlamıyorum. Anlamamakta da ısrar ediyorum. Bildiğin sapıklık derecesinde bir inat bu. beynimin her bir hücresi fotoğrafında asılı duruyor sanki. Ne yapayım? sterilize edilmiş bir ilişki bana göre değil. İlla bir bakış mermi gibi beynimi dağıtması lazım. Gölgesinde süzülmem lazım. Kor alevi gibi yanması gerek içimin, derin, yavaş ve tatlı bir ızdırapla. Mazoşist değilim ama küf tutmuş, sıradanlaşmış, bayağılaşmış, tekdüze bir ilişki ancak ruhumu köreltir.

17 Mayıs 2016 Salı

Kronik Güvensizlik

Kronik güvensizlik,
Buydu aradığım kelime.
Dolambaçlı zihnimin cümle çöplüğünde bir türlü bulamadığım şey.
Düşman başı gibi ne huzur verici nede mutluluk.
Herkesin karmaşasını gizleme sebebi tam olarak bu.
Biraz kıyısında dolaşınca bir yüreğin karşınıza çıkıyor hemen bu kelime.
Anlamlandıramıyor ama hissediyorsunuz.
Sevgi denen o en güçlü hissi bile avlıyor acımadan.
Zamanın beyhudeliğinde yok olsun diye bir uğraşıya dönüşüyor Yakınlaşmalar, sohbetler, iltifatlar ve onca onca uğraşı.
Yıkılmışların içerisine biri daha taşınır bu sayede.
Bir bulaşıcı hastalık gibi; anılarla o zihinden bu zihne taşınır.
İşte size 21.yy En büyük hastalığı.

13 Mayıs 2016 Cuma

sen

Ne çok istiyor insan ulaşılmazı, tutamadığı sıcaklığı, öpemediği dudağı ne çok arzuluyor. Yanımda durunca sanki eski çağlardan bir tanrıça, bir  büyü, rüyalardan kopmuş gelmiş tatlı bir ses oluveriyor. Yüz hatlarını ezberliyor gözlerim, her bir hareketini adım adım.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Ağıt

Ölüm, diğer her şey gibi çok sıradan aslında. Monoton, gri,anlamsız. Doğumla aynı varlıksal diyalektiği paylaşıyor, çölde ki kum gibi. En çok istemediğim yerde barınıyor yürek gibi. Sonra oturup düşünüyorum neydi bunu o kadar acı yapan. Ağıtlar üşüşüyor aklıma. Bir deli saçması bedenim parçalıyor. kelimeler yetmez ki acının büyüklüğünü anlatmaya, O bağrışlar, yakarmalar. En taş yüreği bile eriten o ses. Belki budur diyorum; ağıt. başka, hangi bir şey bu içte patlayan atom bombasını açıklayabilir ki?