15 Kasım 2019 Cuma

Buluştuk bugün


Buluştuk bugün.
Yan yana geldik.
Çağları aştım, nehirleri,
Bir ton kederi kattım ardıma.
Bavulumda geleceğin ümitleri.
Sabahın 6’sı çok gelmedi,
Bir buçuk saat sanki asırların bekleyişi.
Saçımdan iki tel beyazladı, ellerim titredi,
Yüreğimde artan ritim bozukluğu.
Bir güneş doğdu sonradan,
Çiçekler açtı, mevsimi değişti dünyanın, ekseni değişti.
Evren düşse avuçlarıma aklım bu kadar dehşete düşmezdi.

Buluştuk bugün
İki evren yan yana geldi,
Ateşle buz karıştı,
Nilüferler açtı göğsünde toprağın,
Bir tufan düştü İstanbul’a Nuh’tan habersiz.

Buluştuk bugün,
Öbür dünya yokmuş anladık
Yan yana cennetti ayrılırken cehennem.


Buralar


Gidelim buralardan sevgili!
Bura cehennem bura yangın yeri,
Tohum yetişmez buralarda,
Ademin atıldığı topraklar,
Bura sürgün yeri.
İlk yaramı burada aldım,
İlk kederimi,
Tüketti beni buralar.
Sevda yetişmez buralarda
Hayat yetişmez,
Bütün acıların sahibi buralar
Nice insanın canını aldı da
Bir yüce ruh bağışlayamadı.
Gidelim buralardan sevgili!
Bura acı yuvası, bura ıstırap.
Yaşatmazlar yüreğimizde ki ateşi.


Bekleyişler


Bu bekleyişler…
Yeni bekleyişlerin türeyişi gibi
Başka birine ihtiyaç duymaksızın,
Yeniden,
Tekrarı kusur bulmaksızın.
Bu bekleyişler ısrarla
Aynı günahın arzusu.

Yükselmek yaraşır kartala



Yükselmek yaraşırdı kartala,
Rüzgarla kucaklaşmak,
Enginleri alabildiğine giyinmek,
Yükselmeli göğün engin maviliğine dek.
Onu düşüren avcı haindir,
Engelleyen rüzgâr alçak,
Onu zincirleyecek her sebep
Tatmalı hiçlik balyozunu.
Sınırsız göktür kartalın yeri
Onu başka bir yere sığdıran her düşünce
Kurumalı yavaş yavaş acı çekerek.
Yükselmeli kartal!
Bir tutam siyahlık katmalı kendini beğenmiş maviliğe.
Yükselmeli!
Ölüm alana dek, bir hain vurana dek maviliklerde.

11 Kasım 2019 Pazartesi

Demirci

Yorulmuştu demirci
Yanaklarının kemikleriyle dövmüştü sanki
Yılların demirini.
Çökmüş yanakları, solmuş gözleriyle
Geceye dönmüş tavanına bakıyordu.
Demirin tozuna karışmıştı atölyesi.
Ölümü demirin tozundan beklemişçesine
Soluyordu, Ay’sız odanın havasını.

 Kaç kere vurmuştu demirin kızgınlığına
Asırların sertliğini her yumuşattığında!
Kaç ömür feda etmişti terinin damlalarında!
Yorulmuştu esmer teni
Kızıl ateşin dumanından,
Çekiçten şeklini yitirmiş elleriyle
Ömrünü sayıyordu.
Parmaklarının arasında yıllaşmış demir tozları,
Beyaza dönmüş gözleriyle
Hatırlarına bakıyor zihninin kararmış odalarından.

Atılmış bir beden mi öylece kanepede duran
Yoksa tonlarca demirin büktüğü ömür mü?

Yorulmuştu demirci,
Karanlığın huzur bulduğu atölyesinde
Dinlendiriyordu tonlarca ağırlığında ki bedenini.



Memento Mori




Bir sağanak yağış gibi çepeçevre sarıyor her yanımı ölümün gölgesi,
Yanımda nefes alıyor, yürüyor, kahkaha atıyor.
Küçük bir kıvılcım, tedirgin nefes,
Sigaramın kaosunda sıkışıyor kelimeler.
Memento mori
Yaprakların hışırtısıyla sırnaşıyor kulaklarıma
Gecenin dingin karanlığında.
Uykular bile dindiremiyor bu huzursuzluğu.
Bütün hücrelerimde iki kelime;
Memento mori
Anne rahminde ki o ilk damladan beri
Var olmuştu bu irade
Hüzünlü kollarda dinlenmiş, demini almıştı
Cehennemin en kuytu köşesinde bile
Yürüyebilmişti.
Peki ne için?
Eklemlerin kuvvetinde eriyor bütün düşlerim.
Aslında hiç meydana gelmedi
Kelimelerde yalpalayan bu kudretsiz fikirler.
Benliğin kozmosunda hiçliğe mahkumdular.
Bir öfke krizinde parlayan gözlerde yitti bu birkaç kelime
Memento mori 

Kırlangıç


Hiç bu kadar çok uçmamıştı kırlangıç,
Gökyüzüne böylesine karışmamıştı kanatları,
Atmamıştı yüreği çılgıncasına,
Galiba vurulmuştu bu eşsiz maviye.
Uçmak istedi uçabildiği kadar
Sonra karanlığa gömüldü her şey.
Böyleydi umudu tükenmiş yüreğin rüyası,
Böyleydi ölüme aşina zihnin savaşı.